Gençti daha mutehasıp cocuk, çocuktuda diyebiliriz henüz üninerstenin ilk yılları 2. sınıfta okuyor alttan aldığı derslerle boğuşuyordu. hani kaderde varsa insanlar tanısırya oyle olmuştu bu tanışmada nerden bilirdi ki aşka çok yakın ve aynı zamanda da uzak kalacağını, bir ders çıkışıydı hep çalmayı öğrenmek istediği gitarını ailesinin gonderdiği son parasıyla almıştı. arkadası mukkemmel bir gitaristti ona öğretecekti gitar çalmayı. Mütehasıp çocuk çok hoş siyah bi gitar almıştı ders çıkışında bahçedeki okaliptus ağacının altına oturdular ve yeni tanıştıkları kız arkadaslarına çalmaya başladılar gitarı mutehasıp çocuk calmıyodu ya yine de ogrenmişti bir kaç nota. tanıştıkları arkadaslarıyla o gun sabahlara kadar gezdiler ve ertesi gün tekrar buluşmak üzere ayrıldılar. bu kez biri daha vardı tıp fakultesi 1. sınıf öğrencisi lara onla tanışmışlardı bu yeni gün de mutehasıp çocuk uzak bir semtte oturuyor. eğer saat 12 yi gecerse evine gidemiyordu. serin bir aralık gecesi mustakbel doktorunun evine gitti mutehasıp çocuk ve gitarcı arkadaşı. muhabbet muhabbeti açıyor saaatler 3 ü gösteriyordu kendince sebepleri olan mutehasıp çocuk tutturdu ben kız evinde kalmam kalamam diye ne olacaktıysa.... peki nereye gideceklerdi bu saatte neyse ki gitarcı arkadasının alemci arkadaslarınbın evi vardı uzun bir yuruyusten sonra bir apartmanın 4. katındaki dairenin kapısını anahtarla açıp girdiler çoğu kişi uyumuştu ses yapmadan uyumak istediler evin atmosferine ilk baktığında ne işim var benim burda dedi mutehasıp çocuk içinden binlerce boş bira şişesi birkaç çekyat üzerinde uyuyan insanlar kırmızı sehpa sigara ve ot dumanından kararmış perdeler ve bereket heykeli şeklindeki kültablasında ince bir çizgi halinde tüten yeni yakılmış bir marihuana ev yol gecen hanı kadar kalabalık banyoda küvet içinde yıkanmayı bekleyen tabaklar duylmayacakkadar kısık seste çalan whiskey in the jar parçası. bir sigara içtikten sonra en az kalabalık odada kendilerine bir yer buldular montlarını bile çıkarmadan halının üstüne serilmis bir battaniyede uyumak zorunda kalış. sabah erkenden yine kalkıp okaliptus ağacının o ferahlık veren kokusula birlikte kahvelerini yudumlamaya doğru yolculuk. girilip cıkılan dersler ve yine aksam uzeri olmus yine lara gelmiş ne kadar yorgun olsada mutehasıp çocuk enerjiyle dolmuştu bu kez erkenden gidecekti evine mutehasıp çocuk ama yine saatler saatleri kovaladı ve herkesin uykusu iyiden iyiye geldi mutehasıp cocuk saatine baktı ve anladı gidemeyecek bu gece gerçektende soguktu. dün gecenin aynısı olsun istemiyordu mutehasıp çocuk. ve başlattı anlatmaya okuduğu şiirleri okuduğu kitapları. televizyonsuz küçük salonda bir tek larayla mutehasıp çocuk kalmıstı ışıkları söndürdüler. ve elektrik sobasını yaktılar oda sadece elektirik sobasının kızıl ışıgı ve laptop un ısıgıyla aydınlanıyordu. bu kez turkulaer çalıyordu volkan konaktan dido. larayla mutehasıp çocuk yanyana aynı minderde aynı battaniyenin altında oturuyorlardı. karşılarında yüzlerine vuran elektrik sobasının tatlı sıcaklığı ve içlerinde ettikleri muhabbetin hoşnutluğu vardı. o elektirik sobası ve battaniye onları sanki ıssız bir dağbaşında yanan şömine karşısında oturuyormuş gibi etkiledi. artık geç oldu dedi lara gitmiycekmisin sen bu kez gidemiyecekti mutehasıp çocuk. hep lafı değiştirdi kalmak istiyorum demeyide gururuna yediremedi ama lara anlamıştı ve biraz dalga geçtikten sonra burda kal diyebildi. sabah ezanı okununcaya kadar konuştular ve sabah namazını kılmak için mutehasıp çocuk yerinden kalktı. herkes yatağına gitti ve sabah uyandılar. mutehasıp cocuk ilk kez bir kızın evinde uyumuştu sabah kalktığında çay demlenmiş kahvaltı hazırlanmıştı. lara o ve kız arkadası birlikte dünyanın en güzel kahvaltısını yapmışlardı menude sadece omlet ekmek çay ve nutella olmasına rağmen. kahvaltılarını yaptılar ve evine gitti mutehasıp çocuk dersi yoktu o gün. ama özlemişti yine larayı aşık oluyordu sanki. ve aradı larayı. uzunca konuştular telefonda necip fazıldan aziz nesinden nazım hikmetten divan şiirinden ve bi çok şeyden.lara ankaraya gidecekti bir kaç günlüğüne ama daha vakitleri vardı. bir iki aksam sonra mangala davet etti lara onları çalıp söyleyip içeceklerdi arkadaslarıyla. ve yaktılar mangalı onlar içerken biralarını mutehasıp cocuk fruko içiyordu. çünki onun eğlence anlayışı fruko içmek ve finger biküvi yemekten ibaretti. namazlarını kıldı ve bu kez 12 de evine gitti. ertesi gün lara gidiyorduankaraya. son günü birlikte geçirmek istedi ve yanında kaldı laranın larayı yolcu etmeye kimse gelmiyecekti tüm arkadaslarının işi vardı o gece ben bırakırım senı dedı mutehasıp çocuk ve ve laranın evine gittiler. lara duş aldı ve otogara dogru yola cıktılar ankara ya ilk otobüs saat 12.30 daydı yine gidemeyecekti mutehasıp çocuk. lara farketti ve ne yapıcaksın dedi olsun seni yalnız bırakmaktansa mesciite yatarım bu gece dedi olmaz dedi lara. olur olur dedi mutehasıp çocuk. laranın o telaşı çok hoşuna gitmişti mutehasıp cocugun ama bir b planı vardı tabi ama kimse bunu bilmeyecekti özelliklede lara. ve hareket saati geldi lara duygulanmışmıydı ne gözleri yaşlıydı. otobüsteki yerini aldı ve çantasından çıkardığı defterine bi şeyler yazmaya basladı ama mutehasıp cocukta o defterde ne yazdığını hiç ögrenemedi. yaklaşık bir hafta sonra lara geldi ama laranın geldiği gün mutehasıp çocukta kendi memleketine gidicekti. lara ankaradan fruko gazoz finger bisküvi,tüylü küçük çocuk davulu ve baş sayfada Seni sevdim diye kınarlarsa beni,kılım kıbırdamaz.Yürek ne, sevgi ne, onlar bilir mi ki?Bir kavgam bile yok benim onlarla,dolu tas er kişiye gerek,yaramaz aşk şerbeti er olmayana.. şiiri yazan leyla ile mecnun kitabını getirmişti. ve mutehasıp çocuk memleketine gitti larayı özlüyordu tabi ama telefonda konuşmaya devam ettiler mütehasıp çocuk döndüğünde artık baar kendini hissettirmeye başlamış izmirde çağlalar olmaya başlamış geceleri sokakları güzel çiçek kokuları kaplamaya başlamıştı. dönerdönmez laraya koştu. çok özlemişlerdi sabahlara kadar sohbet etmeyi. günler güzel geçiyordu. laranın dersi olmadığı bi gün mutehasıp cocugun okuluna gelmişti lara uygulama tarlalarında yetiştiricilik yapıyordu mutehasıp çocuk laraya hava atmak için uygulama arazisinde ona yeni çıkmakta olan sebzelerı anlatacaktı. orda calısan bir kaç köylü kadını mutehasıp çocugun anlattıklarına kulak mısafiri olmus cocugu kzın önünde mahcup etmişti mutehasıp cocuk maydonoz diye gösterdiği fidenin havuç oldugunu söyleyen köylü kadınına bakakalmıştı ve ardından ekledi köylü kadını bunlar apartman cocugu güzel kızım bilmezler bakma ziraat mühendisi olmuşlar. laranın gülmemek için kendini zor tuttuğu çok belliydi ve sonra birlikte seralara gidip bir kaç domates fidesi ve hanım eli çiçeği aldılar . laranın oturdugu ev bahceliydi. bahcesine fideleri ekti mutehasıp çocuk bunlar çıkar bu yaz bol bol yeriz dedi ama bir kaç gün içinde kuruyup öldüler ama birlikte dikleri hanım eli çiçeği hala her bahar mis gibi kokularla açar ne zaman izmire gitse mutehasıp çocuk o hanım eli çiçeğinin kokusunu içine çeker ve bir kaçdakika düşünür eski günleri. aslında aşıktırlar bu ikili bir birine ama soylemezler bir turlu günler geceler gecer ve bi gun lara mutehasıp çocuktan kendisine bir mektup yazmasını ister. peki der mutehasıp çocuk peki yazıcam. sonra bir gün gece vakti kalkar saat 3.15 sularında başlar yazmaya butun hikayeyi güzel sözleri heycanları ama bilidiği tek sey ayrı dunyaların insanı olduklarıdır ve son cümlesi mektubun sen farklısın ben farklı bizi çeken birbirimizde olmayan seylere sahip olmamız ama yinede birlikte olamayız çünkü ayrı dünyaların insanıyız der ve okulun son günü verir laraya mektubu bir sabah saati ve gider.... ama yine dönecektir geriye yaz gecer okullar tekrar açılır ve yine gider o sakağa hanım eli agacını görmeye
gelmişken larayada bir selam vermek ister kapıyı çalar ve oda ne türk filmlerınden çıkmış bir adam elinde türkkahvesi ve üzerinde beyaz kolsuz fanilasıyla karsısında dikilmektedir kapının ardında biraz zaman sonra henüz şoku atlatamadan aynı tipin fotokopisi bir çocuk ardından da lara ve mütehasıp çocuğun kız arkadası çok farklı algılamıştır mutehasıp çocuk bu sahneyi açar ağzını yumar gözünü söyler diline gelen en acı sözleri yanlış anlıosun deselerde karsı taraftan bikere bozulmuştur gönlün şirazesi ve cekip gider kucuk parka devam eder saydırmaya bi basına bı kac gun sonra mutehasıp çocugun kız arkadası gelir derki sen çok kötü bir adamsın biz orda laranın evini temizlemeye yardım ediyorduk çünkü lara çok hasta hasta falan değil gayette sağlıklıydı der mutehasıp çocuk ama birden söyler kız lara lenf kanseri.... o anda anlar mutehasıp çocuk her seyi ve okadar üzülür ki gidip görmek ister ama lara tedavi için onkoloji bölümüne yatmıstır belkide üzgünüm deme fırsatı olmaayacaktır mutehasıp çocuğun aylar geçer ve artık lara ziyaretçi kabul eder bi hale gelmiştir duyar ve hemen kır çiçeklerini seven laraya kır çiçekleri alır ve hastaneye tıp fakultesi ogrencisi gibi girer ama çiçekleri sokamaz içeri görür biraz konusurlar barışırılar ama uzun süre görüşemezler
26 Şubat 2010 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder